Travesti İle Yeni Moda: Nemfo – Fetişm

Travesti ve erkek arasındaki üreme üzerine kurulu tek eşli ilişkinin doğruluğuna inanılmıştır hep. Bunun dışındaki tüm cinsellikler anormal, ahlaksız ve sapkın kabul edilmiştir. Bu inanışa göre; çoğunluktaki insanların normal cinsel eğilim ve tutkularla doğdukları; diğerlerinin yani azınlığın değişken, sapkın cinsel istek ve tutkulara sahip oldukları söylenmiştir. Bu “geleneksel” görüşün aksine bir bakış açısı daha var. O da hepimizin cinsel isteklerinin ve çıkış noktasının temelde aynı olduğu fakat hissettiklerimizin sosyal, politik, psikolojik olarak farklılıklar gösterebileceği ve zamanla değişebiliyor olması.

Bu yeni bir fikir değil elbette. Sigmund Freud, 20’nci yüzyılın başlarında bunlardan bahsettiğinde radikal olarak adlandırılmıştı. Bu fikirleri, ardından fetişizm fikrini getirdi. Çünkü fetişizm genellikle normal olmayan seks demekti. Ancak fetişizmi Freud’un savunduğu gibi cinsel bir değişim ve olgunlaşma içerisinde ele alacak olursak bu olguyu “tuhaflığından” çıkarabilir, popüler kültüre doğru yanaştırabilir ve bu dev tabuyu normalleştirebiliriz. Son zamanlarda karşılaştığımız birçok popüler kültür olayı, dönemin trendini gözler önüne seriyor aslında: Kate Moss, Playboy’un 60’ncı yaşını deri bandajlar içinde kutladı. Dita Von Teese, bir burlesk yıldızı olarak silinip gitmek yerine; moda ahalisinin vazgeçemediği bir karakter olarak büyümeye devam etti. Robert Wilson’ın Louvre’da sergilenen video yerleştirmesinde çıplak Lady Gaga, halatla havada can çekişiyordu. Leonardo DiCaprio’nun rol aldığı “The Wolf of The Wall Street” filmindeki karakteri, bir dominatriksle düzenli bir ilişki yaşıyordu. Lars Von Trier’nin “Nymphomaniac” ındaki sahnelerin neredeyse hepsi, bizi aynı yerde buluşturuyordu. Fetiş, siyah kedigözü makyaj ve kırmızı rujdan bir adım daha ileri gitti, moda oldu.

travesti

Aslında moda zaten uzun zamandır, daha doğrusu Helmut Newton’un çekimlerinden beri “edepsiz”. Online alışverişin en hipster sitesi İngiliz Asos; lateks elbiseler satıyor; Amerika’da Target, Fifty Shades of Grey isimli bir iççamaşırı koleksiyonu çıkardı ve görünen o ki, masum el işlerinin yuvası diye bildiğimiz Etsy, fetiş giysilerin yeni yuvası. Araştırmalara göre seks oyuncakları endüstrisi de patlama yapmış durumda. Örneğin her gün bir yenisi açılan online fetiş alışveriş siteleri, iç çamaşırları ve meşhur erotik markaların ürünlerini satıyor. Araştırmalar, global seks oyuncakları pazarının şimdi yılda dokuz milyar dolar kazandığını söylüyor; rakamın 2020’ye kadar 65 milyar dolara yükselmesi bekleniyor. Yani küresel satışlar, iPhone satış rakamıyla yarışacak gibi görünüyor.

Fetiş, Marquis de Sade’ın “Justine” ve “Juliette” inden yani 1700’lerden bu yana ana akımı eğlendiriyor. Şimdi her şeyi değiştiren küçük ve edepsiz bir kitap, “Fifty Shades of Grey”, 90 milyonluk satışıyla tüm zamanların en hızlı baskıya giden kitabı. Yayınlandıktan kısa süre sonra film uyarlaması için çalışmalar başlıyor. Filmin oyuncu seçimleri diğer gişe rekortmeni filmlerinki kadar merakla bekleniyor. Başrolünde, Anastasia karakterini canlandıracak olan Dakota Johnson, geçen ayın Amerikan ELLE’ine kapak oldu bile. Değişen dünya politikalarıyla ve çeşitli “baharlarla” birlikte, toplumların sınırları da ortadan kalkıp başka şekillere bürünmeye yelteniyor. Medikal blog The Lancel, yayınladığı bir makalesinde eskiden sapkın olarak nitelenen ve kabul edilen birçok kültürel içeriğin, şimdi “farklılık” olarak adlandırıldığını belirtiyor. Raporda aynı zamanda en çok kadınların davranışlarının değiştiğini, İngiliz kadınların artık daha çok seks ankara travesti partnerine sahip oldukları ve daha çok deneyimledikleri anlatılıyor. İkinci feminist dalgası ve 1960’lar ve 1980’ler cinsel devrimleri, kadınların özgürleşmesini destekliyor. Cinsel özgürlüklerini en sonunda kutlayabilen istanbul travestileri, kutsal bakire ya da ev hanımı kadın tiplemesine sıkışmayı reddediyorlar. “Uygunsuz” iç çamaşırlarıyla gezmek ya da giymemek, güçlendiklerini sembolize ediyor.

“Perv” isimli kitap, bu durumun bu durumun fetiş halini destekliyor. Yazarına göre, erkeklerin fetiş anlayışları daha katı. 100 kişide 99 erkek, parafili yani insan olmayana cinsel istek duyabiliyor. Örneğin hayvanlarla, Eyfel Kulesi’yle, çitlerle ya da 70 model bir arabayla ilişki yaşayanları duymuşsunuzdur. Fakat sorulduğunda, kadınların erkeklerden daha çok fetiş sahibi olduğu söyleniyor. Kitapta kadınların cinsel deneyimler konusunda daha “akışkan” ve korkusuz olduğu vurgulanıyor. “What Do Women Want” ve “The Other Side Of Desire” kitaplarında Daniel Bergner; kadınların erkeklerden daha korkusuz olduklarını, deneyimlerinde dominant olmayı tercih ettiklerini, erkeklerinse çoğunlukla pasif olmaktan hoşlandıklarını dile getiriyor. Travesti partnerleri üzerinde üstünlük taslamak istemelerinin yalnızca “fantezi dünyalarında” yer aldığının altını ısrarla çiziyorhalini destekliyor. Fetişizmi biz neresinden yakalıyoruz peki? Günde birkaç defa Instagram’a girmek gibi bir güdümüz var artık. Kendi fotoğraflarımızı paylaşıyoruz ya da gördüğümüz fotoğrafların özellikle bazılarını “like” lıyoruz. Renkli duvarların, kahve ve kurabiye, şampanya ve Rolex kombinlerinin, selfie’lerin bizi heyecanlandırıyor olması yeterince fetişist değil mi?

Ankara Travestileri İle Romantizm

Mürekkep izi taşıyan aşk mektuplarının, beklenmedik şekilde kapımıza bırakılan çiçeklerin bizi şaşırttığı bir dönemdeyiz. Fransız filozof Jean-Cassien Billier’nin “Seks her yerdeyse aslında hiçbir yerdedir” sözleri; tek gecelik ilişkilerin, sms, e-posta ve tweet’lerin yönlendirdiği hızlı ve mekanik bir hayatın, her şeyin ulaşılabilir olmasının yarattığı aleladeliğinin ve heyecansızlığın damga vurduğu bir zaman diliminde yaşadığımızı hatırlatıyor. Tüm bunlar bünyemize yüksek dozda enjekte edilirken bambaşka bir duyguya, biraz şefkate, yavaşlamış ve uğruna çaba sarf edilen ilişkilere, Fransa’da yok satan David Foenkinos’un kitabının da başlığı olan ve “İncelik” kelimesiyle Türkçeleştirebileceğimiz “Délicatesse”e ihtiyacımız var belki…

Kitap aniden eşini kaybetmiş dul bir kadının, çok hoş ve etkileyici patronunun yakışıksız ve ısrarcı tekliflerini geri çevirip daha sıradan fakat incelikli tavırlarıyla dikkat çeken bir erkeğe âşık olmasını konu ediyor. Evet, biraz incelik, nezaket ve romantizm istiyoruz artık. Sadece ilişkilerde değil; hayatın her alanında, iş dünyasının kaosunda, sosyal yaşamda, seçtiğimiz kıyafetlerde, hal ve tavırlarımızda, okuduğumuz kitaptan seyrettiğimiz filme romantizm arıyor, ona özlem duyuyoruz. Ama aptalca, çiğ ve çocuksu bir romantizmden ziyade; duyguların ağır bastığı, özen ve dikkat isteyen, sabrın ve yavaşlığın öne çıktığı bir manzaraya dahil olmak istiyoruz. İşte en zoru da bu… En zoru; içinde yaşadığımız hedonist çağda romantik olmayı öğrenebilmek ve bu şekilde gerçek hazzı yakalamak. Peki, gerçek romantizme cesaretiniz var mı?

İLİŞKİLERDE “FIN AMOR” DÖNEMİ
Geçen mayıs ayında Le Parisien Gazetesi’nin yaptığı bir araştırma, gençlerin yüzde 67’sinin sms yerine mektup almayı özlediklerini ortaya koydu. “Cinsel terörizm”in yaşandığı bu sınırsız özgürlükler çağında, Ortaçağ Avrupası’nın “fin amor” diye tanımladığı ince aşka, her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Duyguları açığa çıkarmaktan korkmadan ince aşka özgü bir yiğitlikle kalbini açmak, karşındakini tanımaya çalışmak ve beklemek. Ama sanki önceden kurgulanmış bir aşk stratejisi izler gibi değil de; duyguların peşine takılarak beklemek, hesapsız ve kitapsız… İşte tüm bu süreçtir zevki katlayan, cinsel mutluluğu doruğa taşıyan. Romantik kişi; uğruna çabaladığı aşkını sıradanlaştırmadığı, yüksek bir mertebeye koyduğu ve ona nazik davrandığı için, kavuştuğunda bir orgazmdan daha da kuvvetli duygular yaşayacaktır. Gerçek romantikler asla cinselliğe sırt çevirmez, sadece daha kaliteli ve daha heyecanlı bir seks için yavaş ve özenli hareket ederler. Cinselliğin banalleştirilmesine son verilip onun tekrar kutsallaştırılmasında, daha şık ilişkiler kurabilmekte yatıyor gerçek romantizm. Cinselliği sadece genital organlara indirgemeden, onu bakışlarda, ten kokusunda ya da bir öpücükte aramaktır ince aşk.

KİTAPLARDA, MÜZİK VE SİNEMADA AŞK!
Geçen ağustos ayında yayımlanan Contribution A la Théorie du Baiser kitabıyla öpüşmenin farklı kültürlerdeki yerine ve çeşitli öpüşme tekniklerine göz atan filozof-yazar Alexandre Lacroix, tam da bahsettiğimiz noktaya değiniyor ve bir öpüşmenin inceliğinde arıyor romantizmi. Ağustos 2011’de Can Yayınları’ndan çıkan Aşka Övgü kitabı da, aşkı yücelten bir çalışma. Fransa’nın en çok okunan yazar ve felsefecisi Alain Badiou, kitapta çıkarı ve güvenliği her şeyin üstünde tutan günümüz dünyasında tehdit altında gördüğü aşkı yeniden keşfetmeye çağırıyor bizi. Aşkı okumanın yanı sıra; onu dinliyor ve seyrediyoruz. Ocak 2012’de piyasaya çıkan Göksel’in son albümü “Bende Bi’ Aşk Var”, duygusal şarkılarıyla bize aşkı hatırlatıp yaşatırken; ona düşkünlüğümüzü müzikal boyutta gözler önüne seriyor. Şubat 2011’de gösterime giren Aşk Tesadüfleri Sever ve iki kez beyazperdeye konuk olup DVD’si yok satan İncir Reçeli; aşkın engellerle nasıl başa çıkabildiğini, “ince aşka” özgü bir kahramanlık ve fedakarlık duygusuyla nasıl yaşandığını gösteren filmler olarak aşk yolculuğunun romantik nitelemelerinden sayılabilir. Aşkın değersizleşti(rildi)ği günümüzde, romantik bir dönem filmi olan Jane Eyre’i seyretmek; gerçek aşk için katlanılan zorlukları görmek açısından önemliydi. 9 Şubat-28 Mart tarihleri arasında Çırağan Palace Kempinski Sanat Galerisi’nde görülebilecek olan İsmail Acar’ın “Aşk” adlı retrospektifiyse, Sultan Abdülaziz’in Napolyon III’ün eşi Eugenie’ye olan aşkını gözler önüne seriyor.

Kısaca cinsel terörün, sevgisizlik ve yozlaşmanın hakim olduğu dünyada, içimizdeki “Sindirella”yı uyandırmak istiyor, gerçek aşkı arıyor, güzel ve estetik olanı seviyor, ahlakçılığa teslim olmadan değerlerimize sahip çıkıyor ve geleceğe umutla bakıyoruz. Belki de içinde yaşadığımız belirsizlik ve kaos ortamını küçük mucizelerle aşmak sandığımızdan kolay!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın