İstanbul Travestileriyle Ten Uyumu Şart Mı?

Ruh eşi, ruh ikizi, bir elmanın iki yarısı veya ten uyumu…

Bir zorunluluk mu yoksa yeni dünyanın bir komplosu mu? var mı, yok mu? varsa nasıl anlarız, yoksa nasıl erkenden kaçarız? cinsel, fiziksel ya da duygusal… Kimi uzmanlar seks için “OLMAZSA OLMAZ” diyorlar. Kimi uzmanlarsa “Ten uyumu hikayelerine kanmayın” diye uyarıyorlar. İşte bilim dünyasındaki ten uyumu tartışmaları ve daha fazlası… Beyindeki ve hormonal düzeydeki aktiviteleri incelediğimizde hangi özelliklere sahip insanların sizi heyecanlandırdığını anlayabiliriz.

istanbul travestileri

NEREDEN ÇIKTI BU TEN UYUMU?

Dilimizden düşmeyen “ten uyumu” kavramının ilk kez kimin tarafından ortaya atıldığı bilinmiyor. Gel gelelim pek çok dilde ve kültürde muadillerine rastlamak mümkün. Hatta her dilde bunun için bir atasözü bile var. Mesela İngilizler “Birds of a feather flock together” derler. “Aynı tüyün kuşları birbirlerine yapışır” anlamına gelir. Almanlar, “Jeder topf hat einen deckel” derler ki bu aslında bizim kültürümüzdeki “Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş” atasözüyle aynı anlama gelir. İşin özeti ten uyumu, herkesin bildiği ancak bir türlü kanıtlanamayan bir kavramdır. Bazı bilim insanları halen ruh eşi, ten uyumu gibi kavramların bilimsel açıdan, kesin olarak kanıtlanamadığını söylüyorlar.

Arizona Üniversitesi Nöroloji Departmanı Başkanı Dr. David M. Labiner, “Aşık olduğumuzda ya da cinsel olarak arzu duyduğumuzda beyinde ve hormonlarda çarpıcı değişiklikler olduğu doğru” diyor. “Ancak ten uyumu ya da ruh eşi gibi kavramları kesin olarak kanıtlayacak yeterli veriye ulaşmak mümkün görünmüyor. Bu nedenle ten uyumunun bilimsel olarak kanıtlandığını söyleyemeyiz.” Bu kısım madalyonun bir tarafı. Madalyonun diğer tarafında da pek çok bilim insanı bulunuyor. Power of Pleasure (Zevkin Gücü) kitabının yazarı Dr. Kristen Mark, “Beyindeki ve hormonal düzeydeki aktiviteleri incelediğimizde hangi özelliklere sahip insanların sizi heyecanlandırdığını anlayabiliriz” diyor. “Daha uzun vadede bu tahrik seviyelerinin ilişkiyi hangi noktalara götürdüğünü anlamak içinse sosyolojik araştırmalar gerekir. Çünkü beyin arzuladığı bir kişi hakkında aralıksız olarak ve aynı düzeyde elektrik akımı üretmez. Bir süre sonra aşık olduğu kişiye karşı ürettiği feromonlar normal düzeye geçerler. İşte bu aşamadan itibaren nörolojiden değil, bireylerin kişisel deneyimlerinden faydalanmak gerekir. Çünkü böylesi bir araştırma yalnızca fiziksel değişimleri değil, duygusal süreçleri de içerir. Dolayısıyla sadece hormonal ve nörolojik düzeyde ten uyumu kavramını ararsak çıkmaz bir sokağa girmiş oluruz.”

TEN UYUMUNU ANLAMAK MÜMKÜN MÜ?

Attraction and Attachment in Mammalian Reproduction (Memeli Üremesinde Zevk, Etkilenme ve Bağlılık) kitabı nın yazarı Dr. Helen Fisher konuya detaylı bir açıklama getiriyor. “Birini çekici bulmanız sırasında beynin bazı sinirsel devreleri harekete geçer. Norepinefrin isimli sinir iletkeni çekici bulduğumuz kişinin hafızamızda kalmasını sağlar. Salgıladığımız serotonin ve yüksek dopamin hormonları heyecan seviyemizin artmasına, kişi aklımıza geldiğinde onu arzulamamıza neden olur. Uyarıcı özellikleri olan phenylethylamine adındaki sinir iletkeni ise aşık olan kişilerin beyinlerinde daha yüksek seviyelerde elektrik akımına yol açar. Vasopressin hormonu ise kişinin bütün dikkatini eşine yöneltmesini ve dolayısıyla sadakati beraberinde getirir. Salgılanan yüksek oksitosin hormonu ise istanbul travestileri partnerlerin birbirlerine dokunmayı arzulamalarını ve daha sık temas halinde olmalarını sağlar.” Özetle eğer birini görüyor ve unutamıyorsak, ona bol bol dokunmak ve sarılmak istiyorsak; içimiz içimize sığmıyorsa o kişiyle ten uyumunu yakaladık demektir. Fisher, vücudun bu kimyasal değişimlere nasıl karar verdiğini de duyularla açıklıyor: “Fermonlar daha çok hayvan davranışlarında gözlemlenebilen, harici hormon (ektohormon) adı verilen dışa dönük mesajcılardır. Birini gördüğü- nüzde, sesini duyduğunuzda ya da dokunduğunuzda ondan hoş lanır ve tahrik olursanız vücudunuz istemsizce ısısını artırır ve ter bezleri harekete geçer. Bu kimyasal ve fizyolojik aktiviteler ise dışarıya bir koku salgılamanıza neden olurlar. Normal koku alma duyularıyla fark edilemeyen bu tahrik parfümleri karşınızdaki kişinin burnunun derinliklerinde olan afrodizyak algılama bölgelerine doğrudan mesaj gönderir.” İşte karşılıklı etkileşimin kimyasal formülü de bu oluyor anlaşılan. Görme, dokunma, işitme ve koklama…. Fisher, tabii sizin dominant duyu mekanizmasının hangisi olduğuna bağlı olarak bunun sırasının da değiştiğini belirtiyor.

PEKİ, TEN UYUMU OLMADIĞINI NASIL ANLARIZ?

“Ten uyumunu nasıl anlaşılır” sorusundan çok, “Ten uyumu olmadığını nasıl anlarız” sorusuna daha fazla makale yazılmış olması beni biraz üzdü açıkçası. Tersten düşünen ve ilişkisinden mutsuz olan insan sayısı sanırım daha fazla anla şılan. Öncelikle aşk ve ten uyumu arasındaki farkı belirtelim ki kimsenin aklında soru işareti kalmasın. Bu konuda Op. Dr. Erdoğan, ten uyumu olmadan da aşkın olabileceğini söylüyor. Bizzat aşkın değil, aşkta bağımlılık yaratan kısmın ten uyumu olduğunun altını çiziyor ve toplumda aşk yaşayanların sadece yüzde 10’unun ten uyumu olduğunu söylüyor. “Cinsel olarak fiziksel çekim aslında ilk başta hissedilebiliyor. O kişiye daha farklı dokunur onu daha farklı öpersiniz. İlk dokunduğunuzda içiniz bir tuhaf olur. Tüm damarlarınızın attığını hissedersiniz, özellikle de genital bölgenizde bir hareketlenme olur, onu ister, onu arzularsınız, dudaklarınız kurur.” Dr. Erdoğan, ten uyumunun da aşk gibi zaman içerisinde kaybolabildiğini belirtiyor. “İlk heyecanı yakalamaya çalışan kişiler zaman içerisinde monotonlaşan ilişkilerini ve duygularını harekete geçirmek için başka kişilerde yaşadıkları heyecanlara yöneliyorlar. Yakalanma korkusuyla da birleşen bu duygu illüzyonları sadakatsizliğe, tek gecelik ilişkilere yönelinmesine yol açıyor.” Hal böyle olunca ilişkiler yıpranıyor ve sonunda bitiyor. Dr. Erdoğan, “Bu nedenle ten uyumunun geride kalmaya başladığı anlarda ya çiftler arasında yapılacak konuşmalar ve cinselliğe katılacak yeni heyecanlarla bu sorun çözülmeli” diyor ya da daha ileri seviyelerde bir aile terapistinden destek alınması gerektiğini söylüyor. Uzmanlar ten uyumunun olmadığı ya da kaybolmaya başladığı durumları şu şekilde maddelendiriyorlar. Korku, kaygı bozukluğu, eşin kendisine dokunmasına tepki, eşe dokunmak istememek, erkekte güvensizlik duygusu ve travesti de isteksizlik… İlk belirtilerin cinsel ilişki süre ve sayılarının azalmasıyla başladığı söyleniyor. Bir başka önemli belirti ise uyuma esnasında ortaya çıkıyor. Eğer istanbul travesti partnerinize sarılıp uyuduğunuz günler sona erdiyse veya sarılıp uyusanız bile sabah birbirinizde ayrı köşelerde uyanıyorsanız o zaman vücudunuz ve içgüdüleriniz, çok geç olmadan önlem almanız gerektiğinin sinyallerini veriyor demektir. Baş başa romantik bir tatil, birkaç yatak oyuncağı ve seksi kıyafet başlangıç için doğru bir çözüm olabilir.

TEN UYUMU YOKSA İLİŞKİ YOK MU?

Zevkin Gücü kitabının yazarı Dr. Kristen Mark, “Suçu ten uyumuna atıp kolaya kaçmayın” diyor. Daha da önemlisi herhangi bir uyumsuzluğun ya da ilişkideki sorunun suçunu partnerde aramanın ilişkiyi sona götüren en kötü alışkanlık olduğunu belirtiyor. “Zamanla ortaya çıkan cinsel isteksizlik, sıklaşan kavgalar ve iletişim bozukluklarının suçunu travesti partnerinin eksikliklerinden kaynaklandığını düşünen kişiler özeleştiriye yönelmezler. Dolayısıyla kendilerinden kaynaklanabilecek sorunlara da gözlerini kapatmış olurlar. Bir ilişkide sorunlar hiçbir zaman tek bir taraftan kaynaklanmaz. Her iki tarafın da mutlaka kendini geliştirmesi veya düzeltmesi gereken alanlar bulunur. Bunun için kişiler kendisindeki hatalara odaklarını çevirmeli.” Herkes için doğru insanı bulduğu, aradığı ve aramaktan vazgeçmediği bir ay olsun.

4 ADIMDA UZUN İLİŞKİ

“Her şey çok güzel gidiyordu. Nasıl ayrıldılar anlayamadık” furyasına girmek istemiyor musunuz? Bugün aşk, farklılıkları görmeyecek kadar vücudunuzu sarmış, kanı beyinden başka bölgelere kaydırmış olabilir. Yol yakınken riskleri ortadan kaldırmanın dört temel adımı var. Uzmanlardan uzun ilişki konusunda istatistikler ve formüllerle tanışın.

Konuşma ve Yazma:

Psychological Science tarafından yayınlanan bir makalede yazma ve konuşma stilleri birbirine benzeyen çiftlerin yüzde 80’inin birlikte uzun yıllar geçirdikleri belirtiliyor. Texas Üniversitesi’ndeki kişiler üzerinde yapılan araştırmaya göre kullanılan kelimeler ve yazma biçimi, kişilerin içinde yaşadıkları sosyal ortam ve eğitim süreçleriyle şekilleniyor. Bu özellikleri birbiriyle benzeşen kişiler, ilişki içerisinde daha uyumlu oluyorlar ve uzun yıllar birbirleriyle iletişim kurabiliyorlar.

Kişisel Hedefler:
Araştırmaya göre hayatla ilgili benzer hırsları olan, hedefl erini aynı yükseklikteki çıtalara yerleştiren ve benzer ilgi alanlarına sahip olan kişiler daha uzun süre birlikte oluyorlar. Örneğin her ikiniz de dünyayı gezmek istiyorsanız o ilişki rahatça yürüyor.

Problem Çözme Biçimi:

İlişki uzmanı Dr. John Gottman, çiftlerin sadece mutlu olduklarıanların değil, ortaya problem çıktığında sergiledikleri davranışların uyumlu olmasının da uzun ilişkinin en önemli kıstaslarından olduğunu belirtiyor. Ekonomik sorunlarla verilen mücadelelerde soğukkanlı kalamayan; kavgaların ilk 3 dakikasında negatif duygulara odaklanan çiftlerin ilişki ömürleri pek de uzun olamıyor. Gottman’a göre sorunlara bir takım gibi yaklaşmak, tartışmalar sırasında “sen” ve “ben” yerine bolca “biz” kullanmak ve uzun tartışmalar yerine eylem odaklı ve pozitif bir ilişki yürütmek, uzun yıllar mutlu yaşayabilmenin temel formülleri.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın