Alışmak mı, alışkanlıklarınızdan vazgeçememek mi?

Bekir Çoşkun’un 10 Haziran tarihli Hürriyet gazetesindeki köşesinde Bülent Ersoy’un kimliğine ve evliliğine dair getirdiği homofobik yaklaşıma tepkiler gelmeye devam ediyor. Kaos GL’den Umut Güner, Coşkun’a “Medyada korunaklı bir alan üzerinden yaşayan insanların üzerinden hayatlarınızı yorumlayıp halkı kin ve nefret duygusu ile doldurduğunuzu ve bu kin ve nefretin şiddete, tecavüze ve cinayete yol açtığını biliyor musunuz?” diye soruyor.

Bülent Ersoy’un evlenmesi nedense büyük bir soruna dönüştü. Köşe yazarları bile bu evlilik söz konusu olduğunda içlerindeki “magazin muhabirini” su yüzüne çıkartmak da sakınca görmüyorlar. Bülent Ersoy’un evlenmesi bizi neden bu kadar ilgilendiriyor ve bu evlilikte sorun olan ne? Sanırım sorun sadece Bülent Ersoy’un transeksüel kimliği.

Biz Türk toplumu olarak neye alışkınız? Her köyün bir ibnesi vardır. Bu ibneyi köyün bütün erkekleri yakından tanır. Tanır da herkes tanımazlıktan gelir. İbne köyün kahvehanesine giremez. Kahvehanenin önünden geçerken köyün bütün delikanlıları ibneye laf atarlar. Gece karanlık bastıktan sonra ise…

Bülent Ersoy’a alışıp alışmadığımızı tartışmak yerine, “Bülent Ersoy’a alışmak gibi bir derdimiz neden var” sorusunu cevaplasak ya!

Medya dünyası, eşcinsel, transeksüel, travesti, biseksüel olduğunu bildiğimiz bütün sanatçılarla bu yalanı yaşar. Herkes kimin eşcinsel olduğunu bilir ama her zaman “ufukta evlilik var mı?”, “yeni bir kız arkadaşınız varmış” gibi okuyucuyu, izleyiciyi yanıltan sorular sorup yalan haberler yapar. Hiçbir köşe yazarımız da oturup bu konu üzerine düşünmez, yazmaz. Bütün medya bu yalana ortak olur ve okuyucu da, izleyici de, haberi yapanlar da düşünmez, bu insanlar neden yalan söylüyor, diye; bu insanları yalan söylemeye iten şey nedir, diye…

Bülent Ersoy bize yalan söylemiyor. Transeksüel kimliğini saklamadan yaşıyor. Ün ve şöhret kaybedeceğim korkusunu yaşamadan medyanın gözü önünde cinsiyet düzeltme ameliyatını oldu, evlendi, aldatıldı, boşandı, aşık oldu ve yeniden evlendi. Sanırım kötü örnek olmak vs. tamamen hikaye. Herkesin içinden geçen ama seslendiremediği tek şey, Bülent hanımın cüreti, sınırı geçiyor olması; bütün bunların gözümüze batması…

Çocuklarımıza kim kötü örnek oluyor? Yalan söylemeyen ve kendi gerçekliğini gizlemeyen Bülent Ersoy mu? Yoksa çocuklarımıza ötekileştirmeyi, ayrımcılığı çok normal bir duyguymuş gibi sunan köşe yazarlarımız mı? Türkiye’de namus adına işlenen cinayetleri, aile içi şiddetin oranlarına baktığımız da neyin kötü örnek olduğunu daha iyi kavramış oluruz.

Bülent Ersoy Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı transeksüel bir kadındır ve TC Medeni Kanun’a göre Bülent Ersoy heteroseksüel bir kadının sahip olduğu bütün haklara sahiptir. Bunun tartışmasını magazin-show edasıyla değil insan hakları hukuku üzerinden ele almak gerekir.

Türkiye’de LGBTT (lezbiyen, gey, biseksüel, travesti, transeksüel) bireylerin, ne sorunlar yaşadığını biliyor musunuz? Sırf cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği nedeniyle işlerinden, evlerinden, ailelerinden atılıyorlar. Sırf eşcinsel, travesti, transeksüel erkek ve kadın oldukları için öldürüldüğünü biliyor musunuz?

Medyada korunaklı bir alan üzerinden yaşayan insanların üzerinden hayatlarınızı yorumlayıp halkı kin ve nefret duygusu ile doldurduğunuzu ve bu kin ve nefretin şiddete, tecavüze ve cinayete yol açtığını biliyor musunuz?

Biz bunlara alışamıyoruz. Alışmak istemiyoruz. Biz insanca yaşamak istiyoruz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın