Google’a göre herkes eşcinsel!

Eşcinsellik hakkında söyleyeceklerimiz henüz başlıyor!

Geçen yazımda eşcinsellik hakkındaki düşüncelerimi ve toplumun eşcinselliğe bakış açısını ele almakla ne kadar iyi ettiğimi anladım. Gördüm ki hâlâ anlamak istemeyenler, hatta yazının temelinde yatan duyguyu dahi görmezden gelenler var. Olabilir, belki de ben doğru anlatamadım!

Aslında bu hafta eşcinsel yaşam hakkında konuşmak istiyordum sizinle, ama duruma bakınca tekrar başa dönmeye karar verdim.

Ama önce başka bir heyecanımı paylaşmak istiyorum: Mahmure.com’un meğer ne çok “erkek” okuru varmış! Üstelik bu erkek kitle, bazı konularda farklı düşünsek bile beni sürekli okuyormuş. Buna da çok sevindim. Demek ki sadece travestilere ya da belli bir kesime hitap etmiyorum.

Şimdi gelelim asıl konuya… Ne çok yaygara koptu, gördünüz mü? “Vay sen nasıl böyle bir şey iddia edersin?” diyenler mi dersiniz, “Ayağını denk al!” diye e-posta yollayanlar mı dersiniz, bir dolu tepki geldi. Olabilir, sinirlenebilirsiniz, hatta bu öfkenizi bana yansıtabilirsiniz de, hiç sorun değil! Ama ne ilginçtir ki, ben burada adımla sanımla yazıyorken, bana e-posta yazan, yazımın altına yorum giren siz sevgili arkadaşlarımdan hiçbiri kendi kimliğini açıklamamış. Düşüncelerinizden bu kadar eminseniz, neden kimliğinizi gizliyorsunuz?

Hadi bunu geçelim. Allah aşkına söyleyin, bazı padişahların eşcinsel olduğunu ilk söyleyen ben miyim? Ben bir okur olarak çeşitli kaynaklarda, yazılarda defalarca rastladım. Tarihçiler bile bunun böyle olabileceğini söylüyor, hatta sadece Fatih Sultan Mehmet’in değil, birçok padişahın eşcinsel eğilimler gösterdiğini, o dönemde eşcinselliğin yaygın kabul gördüğünü yazıyor. Hem, benim kimseyi karalama gibi bir derdim yok ki! Eşcinsellik benim için “kara bir leke” değil!

Yazıma yorum yapan sevgili arkadaşlarım, eğer zahmet edip bu konuda araştırma yaparlarsa çok sevineceğim. “Ben hayatta kitap okumam, belgelerle de uğraşmam” diyeniniz varsa onlara hiç olmazsa Google diye bir şey olduğunu söylemek istiyorum. Ama Google’da bulduğunuz her yazıya da inanmamanız gerektiğini belirterek. Çünkü sadece Google’dan araştırma yapmaya kalkarsak, inanın, hepimiz eşcinsel çıkarız!

Kısacası, ben sadece “Mademki böyle bir şey var, neden kabul etmiyoruz? Birinin cinsel kimliği bizi neden bu kadar ilgilendiriyor?” diyorum. Derdim padişahlar, yazarlar, modacılar ya da sanatçılar değil. Herhangi bir padişahın, yöneticinin, başbakanın, aile bireyinin eşcinsel olması beni hiç ama hiç ilgilendirmiyor. Benim için insanların cinsel kimliği önemli değil. Geçen haftaki yazımda anlatmak istediğim de buydu. Bence, toplum olarak işte tam da bu noktada kaybetmeye başlıyoruz.

Alt kimlik, üst kimlik tartışmalarıyla o kadar çok uğraşıyoruz ki, başımıza gelen felaketlerden haberimiz olmuyor. Daha önce türban sorunsalı diye kandırdılar, şimdi de Türk-Kürt meselesiyle oyalıyorlar bizi…

Eşcinsellik hakkındaki yazımın ana konusu, insanı sevmek ve anlamaktı aslında. Herkese birey gözüyle bakabilmek, ne olduğunu, nereden geldiğini düşünmeden, sadece insani duygularla ona saygı duymak.

Gelen yorumlardan anladım ki, ne yazıktır, kimse bunu yapmak istemiyor. Olsun, ben iyi niyetimi, insanlığa verdiğim değeri hiçbir zaman kaybetmeyeceğim. Rahatsızlık duyacak olsalar da, eşcinsellik hakkındaki bilgilerimi ve düşüncelerimi ısrarla paylaşacağım.

Eşcinsellik bir tercih değil!

Eşcinselliğin bir tercih olmadığını geçen yazımın sonunda belirtmiştim. Bu hafta konuya buradan başlamak istiyordum. Ama bu uzun girişi yapmak zorunda kaldım.
Bakın, araştırmalar ne diyor:

Cinsel yönelim, doğumdan önce ya da doğumun ilk haftalarında ortaya çıkıyor. New York’taki Hetrick-Martin Enstitüsü’nün 161 gay üzerinde yaptığı araştırma, eşcinselliğin genetik olma ihtimalinin yüksekliğine de dikkat çekiyor.

161 gay arasında yapılan araştırmada, tek yumurta ikizlerinin yüzde 52’sinin, ayrı yumurta ikizlerinin yüzde 22’sinin, normal kardeşlerin ise yüzde 11’inin eşcinsel olduğu saptanmış.

Aynı araştırma lezbiyenler üzerinde yapıldığında da benzer sonuçlar elde edilmiş. Yani bilimsel olarak deniyor ki, eşcinsellik bir tercih değil! Birçok psikolog da, eşcinselliğin bir hastalık olmadığını ve tedavi edecek girişimlerin etik bulunmadığını söylüyor.

Toplumun ‘homofobik’ yaklaşımı yüzünden birçok eşcinsel, kendilerini ilk başta karşı cinse yönlendirmeye kalkıyor. Düşünsenize, istemediğiniz ve hiçbir zaman olmak istemeyeceğiniz biri olmak için birileri sizi ateşe atıyor. Herkes gay’lerin yaşadığı sıkıntılar ve zorluklardan bahsediyor ama lezbiyenlerin Türkiye’deki yaşadığı sıkıntı ve baskı tahmin ettiğimizden çok daha fazla!

Artık hazır mıyız? Konuyu iyice aydınlığa kavuşturana dek eşcinsellik hakkında yazacağımı anladınız, değil mi? Gelecek yazımda size eşcinsellerin, kendi ağızlarından hayatlarını, yaşadıkları zorlukları ve bu zorlukları aşmak için ne tür yolları denediklerini anlatacağım…

Nasıl yani, dediğinizi duyar gibiyim. Öyle yani!

Türk milletinin eşcinsellere bakışı!

Eşcinsellik neden kabul görmüyor? Tarihimizdeki ünlü eşcinseller kimler? Yazımı okuduktan sonra eşcinsel olmaya karar veren olur mu merak ediyorum!

travesti

Geçen haftalarda grup seks hakkında konuştuk. Yazıyı eleştirenler oldu, bana hak verenler oldu, hatta ilginçtir, insanların yazımı okuyup grup sekse yönelebileceğini iddia edenler bile oldu aramızda! Bu hafta ise sizinle yine ciddi bir konuyu paylaşmak istiyorum; eşcinsellik… Yazımı okuduktan sonra eşcinsel olmaya karar veren olur mu merak ediyorum!

Her neyse… Şimdi diyeceksiniz ki nereden çıktı bu konu? Grup seks hakkındaki yazımın bir bölümünde grup seksi deneyimleyenlerin belli bir süre sonra kendi cinsine ilgi duyabileceğini yazmıştım, hatırlarsanız. İşte bu konuya oradan geldik. Biliyorum, bazılarınız huzursuz olacak, tepki verecek hatta bana kızacak. Ama artık zamanı geldi diye düşünüyorum, açık açık eşcinselliği konuşmalı, araştırmalı ve cinsel kimlikleriyle insanları ayrıştırmamayı öğrenmeliyiz.

Homofobik bir toplumuz, ilk önce bunu kabul etmeliyiz. Bazılarımız eşcinselliği salgın bir hastalık gibi görüyor ve eşcinsellerden fersah fersah kaçıyor. Oysa iki kelam etse karşısındaki ‘insanla’ kendisinden, arkadaşından bir farkı olmadığını göreceğini düşünüyorum. Eşcinsellik neden bu kadar kötüleniyor ya da kabul görmüyor bunu konuşmalıyız bence…

İnsanlık, tarih boyunca cinsel kimlik savaşı vermiş bir Truva atı… İçinde milyonlarca farklı karakter ve fanteziler yumağıyla bir köşede kapının açılmasını, içindeki coşkunun, arzunun çıkmasını bekliyor. Ama o kapı ne zaman çalınsa evde kimse olmuyor. Ne yazıktır ki cinsel kimliklerimizi saklayarak, içimizde bastırarak günlük hayatımızda hiç olmadığımız insanlar olarak geziniyoruz.

Kadınlığımızdan/erkekliğimizden utanıyoruz. Cinsel kimliklerini açıklamaktan çekinmeyen ve kimlikleriyle mutlu mesut yaşayan insanları ise garip karşılıyoruz. Dedim ya, homofobik bir toplumuz ve karşılacağımız tepkilerden çekiniyoruz.

Oysa tarihe baktığımızda, Yunan mitolojisin de bile eşcinsel karakterlerle karşılaşırsınız. Ve tarihte kimse dönüp de Platon’a ‘Oğlum sen ne ayaksın’ demez. Çünkü onun fikrine, düşüncelerine ve felsefesine önem verir. Cinsel kimliğiyle savaşmak bir yana dursun, saygı duyar. Ya da bırakın mitolojiyi kendi tarihimize bakalım. Fatih Sultan Mehmet’in eşcinsel olduğunu neden kabullenemiyoruz? Birçok ünlü tarihçi Fatih Sultan Mehmet’in eşcinsel olduğunu söylüyor ve belgelerle bunu kanıtlıyor. Ama biz, olmaz öyle şey, koskoca padişah, İstanbul’u fethetmiş eşcinsellik ne demek! Sapına kadar erkektir Fatih Sultan Mehmet, cümleleriyle savunmaya geçiyoruz. Yani kısaca diyoruz ki; erkek adam savaşır, erkek adam fetheder, erkek adam padişah olur! Oysa kafamızı biraz yukarı kaldırsak eşcinsel başbakanların koskoca ülkeyi yönettiğini görebiliriz.

Yine kendi tarihimize bakalım. En ünlü yazarlarımız, düşünürlerimiz eşcinsel değil midir? Hüseyin Rahmi Gürpınar, Sait Faik, Nahid Sırrı Örik, Abdülhak Şinasi Hisar… Tabii bu kadar ünlü düşünürün, yönetmenin, yazarın, modacının ardından da şu soru gün yüzüne çıkıyor. Eşcinseller daha mı yaratıcı oluyor? Bu sorunun cevabı da aslında içinde gizli… Hem erkek, hem de travesti gibi düşünen bir insanın sadece karşı cinsine ilgi duyan bir insandan daha yaratıcı olacağı çok açık değil mi? Tabii şunu söylemeden de geçemeyeceğim; eşcinseller sadece bahsettiğimiz meslek dallarında olmamalı. Bu vizyona sahip insanların her sektörde yer alması gerekir. Ha, şimdi diyeceksiniz ki, yok mu? Olmaz mı, aramadığınız kadar…

Ama ne yazıktır ki eşcinselliği hastalık gibi gören nice insan yüzünden cinsel kimliklerini saklayarak yaşıyorlar. Hatta toplumun ve aile baskısının yüzünden evlenip, hiç mutlu olmadıkları bir hayatı yaşamak, sahip oldukları çeşitliliği ve geniş bakış açılarını kendilerine saklamak zorunda kalıyorlar.

Günümüzde ise eşcinsellik tam bir çıkmaza girmiş durumda. Sanki tarih ilerledikçe, görüşlerimiz ve vizyonumuz daralıyor. İnternet gibi bir derya varken, sevdiklerimizle görüntülü konuşabilecek teknolojiye, hatta uzaya gidecek donanıma dahi sahip olmuşken kafatasımıza sıkışmış loblarımız neden eskisi gibi çalışmıyor? Pencereleri kim kapattı?

Bakın her şeyi geçtim, evde çekirdek çitlerken televizyonda Bülent Ersoy’u izleyip eğlenen ebeveynler, kendi çocuklarının eşcinsel yaklaşımlarını görmezden geliyor. Olmaz öyle şey diyor. Oysa Bülent Ersoy’u, Zeki Müren’i ayakta alkışlamayı biliyor! Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu… Yani başkasının başına gelirse olabilir, ama bizim başımıza sakın ha gelmesin. Sanki bu bir hastalık! Bu bir tercih değildir, önce bunu kabullenmemiz gerekiyor.

Gelelim asıl can alıcı noktaya! Bazı kişiler de sırf marjinal görünmek, yaptığı işte kabul görmek için eşcinselmiş gibi davranıyor. Bu daha büyük bir sorun değil mi? Eşcinsellik ne zaman marjinallik oldu, önce bunu tartışmaya açmak gerekir sanırım…

Konuşulacak, eteklerimizdeki taşları dökecek daha çok zamanımız var, biliyorum ve bu konu hakkında yine yazacağımı düşünerek yazıma ‘şimdilik’ son veriyorum. Eleştirmeden, düşünmeden konuşmamak adına da Sait Faik’in şiirinden bir kesitle size bir hatırlatma yapmak istiyorum; bir insanı sevmekle başlar her şey…

Travestilerle Sevişirken Duyularınızı Çalıştırın!

Dünyayı duyu organlarımızla algılamaya başlarız. Bu duyularımız, cinsel arzularımızdaki en önemli motivasyonumuzdur. Duyularımızın hazza giden yolumuz olduğunu belirten Psikiyatri Uzmanı Özay Özdemir, duyusal odaklanma egzersizleri ile cinsel hayatımıza nasıl yön vereceğimizi anlattı.

İlki doğrudan, fiziksel temas ile uyarılma (çevresel sinirler aracılığıyla). İkincisi ise, diğer duyular aracılığıyla (Merkezi sistem, beyin) uyarılmanızdır. Yeterli cinsel uyarı; fiziksel temas, hayal gücü
ve duygularınızın bir karışımıdır.

Cinsellikle ilgili hayal kurmanız (cinsel fantezi) güçlü bir uyarıcıdır ve bu şekilde hiçbir temas olmaksızın uyarılmanız mümkündür. Ayrıca, diğer duyu organlarınızın algıları da (görmek, işitmek, tatmak ve koklamak) beyninizdeki cinsellikle ilgili merkezlerinizi harekete geçirir.

Hamilelik döneminizde artan progesteron hormonunuz şefkat, sarılma ve annelik duygularınızı harekete geçirir. Bu dönemde çoğunlukla cinsel birleşme yoluyla cinsel doyuma ulaşma arzunuzun yerini, daha çok dokunma (dokunulmaya), bakma (ilgi ve sevgiyle bakılmaya), öpme ya da konuşarak sevdiklerinizle gelecek, mutlu günlerin hayalini paylaşma arzunuza bırakır.

Cinsel işlev sorunları yaşıyorsanız, uzmanlar tedavide duyumsal odaklanma egzersizleri öneriyor.
Bu egzersizlerin birden fazla amacı var:  Travesti partnerinizle iletişim ve etkileşimin sınırlarını genişletmeniz, cinsellikle ilgili bireysel kısıtlılıklarınızı kaldırmanız, duyularınıza odaklanarak farkındalıklarınızı artırmanız gibi…

Siz de özellikle hamilelik döneminizde, aşağıda önerdiğimiz duyusal odaklanma egzersizlerini uygulayabilir ve cinsellikle ilgili sınırlarınızı genişletebilirsiniz.

1. Partnerin vücudunun göğüsler ve cinsel organlar dışındaki bölümlerini okşama

Genelde eşinizle eşit sürelerde, sırayla aktif ve pasif roller üstlenirsiniz. Cinsel uyarılma ve doyuma ulaşmayı amaçlarsınız. Aktif olan kişi, o sırada kendi hissettiklerine odaklanmaz, karşısındakine haz vermeye çalışır.

2. Göğüsler ve cinsel organlar dahil vücudu okşamak

Bu egzersizin amacı cinsel duyguları uyarmak değildir, ancak bu durum gerçekleşebilir. Aktif olduğunuzda, eşinizi dokunup okşarken, onu gözlemleyin ve eşinizin, sizin dokunuşlarınıza verdiği yanıtları izleyin. Pasif konumdayken ise, önce gözlerinizi kapatıp, dikkatinizi eşinizin dokunuşlarına odaklayın. Fiziksel temasın, bedeninizde nasıl duyumlara yol açtığını algılamaya çalışın. Eşinize sözel geri bildirimlerde bulunun. Dokunuşlarını beğendiğinizi söyleyin veya istediğiniz tarzı belirtin. Sevginizi ifade eden sözler söyleyin.

3. Orgazm olmadan birleşme

Çok yavaş hareketlerle, penisinin vajinanıza girişini sağlayın. Hareketsiz durumda, penisini vajinanızın içinde tutun ve neler duyumsadığınızı anlamaya çalışın. Bu deneyimin sağladığı önemli bir yarar, size yavaş davranma ve bir araya gelmenin gerçekten ne anlam ifade ettiğini anlama şansı vermesidir. İlişki, bazı çiftler için ter ve sürtünme dışında bir anlam ifade etmez.
Eğer siz de zaman zaman benzer şeyler yaşıyorsanız, başka neler olup bittiğini görecek yeterli zaman bulmak için özellikle çaba gösterin. Çoğunlukla çiftler, cinsel ilişki sırasında konuşmaz. Bu egzersizi birleşme sırasında konuşmak için kullanabilir ve bundan ne denli zevk aldığınızı fark edebilirsiniz.

Libidonuzu Bunlarla Öldürmeyin !

Canınız hiç seks yapmak istemiyor hatta son günlerde aklınıza seks gelmiyorsa, libidonuz yerlerde sürünüyor demektir. Günlük hayatınızda yapacağınız birkaç küçük düzenlemeyle ateşli günlerinize geri dönebilirsiniz!

1- VÜCUT ÖLÇÜLERİNİZE FAZLASIYLA TAKILIYORSUNUZ

Sürekli kalçanızın ne kadar büyük olduğunu söylemek veya ayna karşısında saatlerce bel bölgenizdeki yağlara bakmak içinizdeki seks dürtüsünü kolayca yok eder. Psikiyatrist ve seks terapisti Barbara Bartlik, kendinizi erkek arkadaşınızın bakış açısından değerlendirmenizi tavsiye ediyor. Böylece sizin kusur olarak gördüğünüz fiziksel özelliklerin erkek arkadaşınıza çekici gelebileceğini fark edebilirsiniz. Erkekler televizyonda gördükleri kusursuz vücutlu istanbul travetileri çok beğenseler de, gerçek hayatta muhteşem bir seks hayatının kusursuz vücutlarla bir ilgisi yoktur. Seks sırasında kendinizi, vücudunuzun nasıl göründüğünü düşünürken yakalarsanız hemen durun. Onun yerine vücudunuzun ne hissettiğine ve sevgilinizin size nasıl bir tutkuyla dokunduğuna odaklanmayı deneyin. Nefes alıp verişine ve vücutlarınızın birbiriyle olan uyumuna odaklanarak tutkulu bir sevişme yaşayabilirsiniz.

2- DOĞUM KONTROL HAPI KULLANIYORSUNUZ

Çoğu kadının doğum kontrol hapına başlamaları; bir ilişki içinde olmaları ve sevgilileriyle her an seks yapabilme isteğinden kaynaklanır. Ancak bu hapların nadir bilinen yan etkilerinden biri de libidoyu düşürmeleridir. İlaçların içeriğinde bulunan östrojen ve progesteron karışımı, seks güdünüzü besleyen testosteron hormon seviyelerinde hızla azalmaya neden olabilir. Eğer kullandığınız doğum kontrol hapının libidonuzu etkilediğini düşünüyorsanız mutlaka jinekologunuza danışın. Size farklı kombinasyonlara sahip ve bünyenize daha uygun başka bir ilaç önerebilir.

3- DÜZENLİ OLARAK EGZERSİZ YAPMIYORSUNUZ

Eğer tüm fiziksel aktivitelerinizin toplamı masa başından arabanıza, oradan da evdeki rahat koltuğunuza yürümekten ibaret ise, seks konusunda isteksiz olmanız pek de şaşırtıcı değil. Bu durum vücudunuzun her bölgesine pompalanan kan akışını yavaşlatır. Genel olarak bitkin hissetmenin haricinde kendinizi sevgilinizin kollarına atacak enerjiyi bile bulamamanıza neden olur. Herhalde bu problemin çözümünü kolayca tahmin edebilirsiniz; harekete geçin! İster bilinen kardiyo hareketlerini uygulayın, ister öğle tatilinde ofisinizin çevresinde birkaç tur yürüyün. Hareket ederek kan akışınızı hızlandırıp enerji seviyenizi artırabileceksiniz. Bu, yataktaki performansınızı da iyi yönde etkileyecek. İşleri bir adım daha yukarı taşıyabilir ve sevgilinizle beraber uygulayabileceğiniz bir egzersiz programı hazırlayabilirsiniz. İşten sonra spor salonunda buluşun, bir tırmanma veya spinning dersine katılın. Her ikiniz de zevk artırıcı hormon olan endorfinle dolup taşacak ve spor bitiminde birlikte duş almak için yanıp tutuşacaksınız.

4- AKŞAM YEMEKLERİNİ GEÇ SAATTE YİYORSUNUZ

Günün en önemsenen öğününü akşam saat sekizden sonra yemek, seks isteğinizin azalmasına yol açar. Bunun birkaç farklı sebebi var. Öncelikle dolu bir yemek tabağını hazmetmek oldukça fazla enerji gerektirir. Bu nedenle de vücudunuz kanın normalden fazlasını midenize pompalayarak cinsel organlarınızı beslemeyi bırakır. İşte bu noktada yapmanız gereken porsiyonlarınızı ufak tutmak ve akşam yemeğinizi saat 20:00’den önce yemek olacak. Yani sevgilinizle ateşli saatler geçirmeyi planlıyorsanız, aksiyona geçmeden en az birkaç saat önce yemeğinizi yemiş olmanız şart. Ayrıca tabağınızın yanında duran yağ potansiyeli yüksek yiyeceklerden de kaçınmalısınız. Tüm bu önerilerimizi dikkate alırsanız yemekten sonra kendinizi hafif, enerji dolu ve sevişmeye hazır hissedeceksiniz.

5- YATMADAN ÖNCE HABERLERİ SEYREDİYORSUNUZ

Stres ve seks birbirlerine zıt iki terimdir. Her ne kadar sizi kişisel olarak etkileyen faktörlerin farkında olsanız bile, televizyonda izlediğiniz haber bültenlerinin de sizi strese soktuğunu fark etmiyor olabilirsiniz. Günü, işlenen suçları, ekonomik krizin yarattığı problemleri veya doğal felaketleri izleyerek bitirmek, sonunda yatak odanıza vardığınızda kafanızı boşaltmanızı zorlaştırır. Kafanızda biriken bu meseleler sizi yalnızca zihinsel değil fiziksel olarak da yorar. Stresli olduğunuzda vücudunuz daha fazla stres hormonu salgılamaya başlar. Bu da testosteron seviyelerinin düşmesine sebep olur.
Mintz, vücudunuzun stres seviyesi konusunda bir ayrım yapamadığını, küçük problemlerden uluslararası sorunlara kadar her tür konunun üzerinizde kolayca stres yaratabileceğini belirtiyor. Bu nedenle gece, haberleri seyretmekten veya internette haber kaynaklı sitelerde dolaşmaktan kaçının. Bunun yerine yatmadan önce günün üzerinizde yarattığı gerginliği yatıştırmak için ılık bir duş alabilir, sevgilinizden bacaklarınıza nemlendirici krem sürmesini isteyebilir veya aklınızı boşaltacak hafif bir romandan birkaç sayfa okuyabilirsiniz.

6- FAZLASIYLA İÇKİ İÇİYORSUNUZ

Birkaç kadeh alkollü içki başlarda kendinizi girişken hissetmenizi sağlar. Ancak birkaç saat içinde üçüncü veya dördüncü kadehinizi yudumluyorsanız eve gidip yatağa yattığınızda o kendine güven hissinden eser kalmaz. Psikoterapist Jenn Berman, alkolün yatıştırıcı özelliklerinin tepkilerinizi yavaşlattığını ve sonuçta orgazm olmakta zorlanmaya sebep olduğunu söylüyor. Dışarı çıktığınız gecelerde içkiyi bir-iki kadehle sınırlayın ve yavaş yavaş yudumlayın. ‘Kendine Güvenen Lider’ (The Confident Leader) isimli kitabın yazarı Larina Kase, alkol alınan bir ortamda 45 dakika bulunan ve az içki tüketen bir kişinin de en az sarhoş olan arkadaşları kadar çok eğlenebileceğini belirtiyor. Bunun yerine erkek arkadaşınızla flört etmek için daha fazla zaman harcarsanız, alkolün libidonuzu negatif yönden etkilemesini de engellemiş olursunuz.

7- HAFTA SONLARINI EVDE UYUYARAK GEÇİRİYORSUNUZ

Eğer cumartesi ve pazar sabahlarınızı uyuyarak geçirmeyi düşünüyorsanız, libidonuzun yerlerde sürünmesine pek de şaşırmamak lazım. Uyku uzmanı Dr. Michael Breus, uykusuzluk çeken kişilerin vücutlarının türlü problemler yaşayabileceğini belirtiyor. Yatağa bir gece 23:00’te girerken ertesi gece sabaha karşı 03:00’te yatıyorsanız, vücudunuzun tüm dengesini bozabilirsiniz. Uykusuzluk problemi yaşamanın sonucunda da hormonlarınızın seviyesini düşürerek libidonuzun azalmasına yol açabilirsiniz. Hafta sonu katıldığınız çılgın partileri kaçırma pahasına da olsa, eğer seks hayatınızın eskisi kadar ateşli ve tutkulu olmasını istiyorsanız, tutarlı bir uyku düzenine sahip olmalısınız. Bu arada hem travestilerin hem de erkeklerin testosteron seviyeleri genellikle sabah saatlerinde en yüksek seviyelerine ulaşır. Erkek arkadaşınızla beraber olduğunuz hafta sonları daha erken uyanarak kolayca havaya girebilirsiniz.

Sizin seks tarzınız hangisi?

Her seferinde aynı ritüelleri uygulayıp aynı sonuçlara varmaktan sıkıldıysanız bu rutinden kurtulmanız için birkaç seçenek sunuyoruz. Sizin tarzınız hangisi?

Tatmak, koklamak, dokunmak…

Cinselliği bütün duyularınızla yaşamak istiyorsunuz. Birbirinizin vücudunu, arzularını keşfetmek… Birazcık merak ve zaman ayırarak uzun zamandır tanıdığınız bir erkekle bile yeni heyecanlar hissedebilirsiniz.

İstediğinizi almanın yolları

Havaya sokmak için: Gün içinde ufak tefek adımlarla onu istediğiniz kıvama getirebilirsiniz. Bunun için, başka şeyler peşinde koşmanız gerekmeyen hafta sonlarını tercih etmelisiniz. Sabah birlikte duş almak, saunaya gitmek, omuzlarına masaj yapmak travesti ile yumuşak seks için güzel birer hazırlık.

İpek ve saten: Baş başa kalmadan önce uygun müzik ve mumlar sayesinde rahat ve çekici bir ortam yaratın. Saten ya da ipekten yapılmış gecelikler giyin, bırakın bu çekici kumaşları sizin üstünüzden o çıkarsın. Bu kumaşların verdiği hissi hem siz hem de o çok seveceksiniz.

Adım adım erotizm: Erotizmin havada hissedilmesini sağlayın. O konuşurken siz kendinizi okşayın. Bakışlarını istediğiniz vücut bölgelerine doğru yönlendirin.

Isınma programları: Zevki yaşamak istediğiniz tarafa doğru yönlendirin. Köpüklü bir banyo mu? Su küvete dolarken, siz ipek kimononuzla ortalıkta dolaşıp etrafa tütsüler yardımıyla aromatik kokular yayılmasıyla ilgilenin. Odanın içinde ihtiyacınız olan her şeyin hazır bulunmasını sağlayın. Kumaşlar, kayganlaştırıcı jeller, losyonlar, masaj yağları, tüyler…Değişiklik: Bilinmeyen yüzlerinizi göstererek sizi yeniden keşfetmesini sağlayın. Daha önce yapmadığınız ufacık bir şey: Hep gözleriniz kapalı mı öpüşürsünüz, açık tutun ya da normalde yüksek sesli mi sevişirsiniz, sessiz olun. Sonra da bunu nasıl bulduğunu sorun: Hoşuna gitmiş mi? Böyle mi devam etmelisiniz? Sonuç: Duyularınız bu ufacık değişiklikle tam uyanıklığa geçecek.

Yönetmen asistanlığı: Kendinize yakın arkadaşlarınız arasından bir yardımcı seçin. Sevgilinize romantik bir sürpriz hazırlamak istediğinizi söyleyin ve bir film seti yaratırmış gibi organize olun. Siz yokken, evinizde atmosfer yaratma işiyle ilgilensin: Banyoyu suyla doldursun, mumları yaksın, dans edebilecek bir alan için eşyaları kenara çeksin. Ayrıntılardan bahsetmeseniz de olur.

Vahşi seks: Alışılmışın dışında bir şeyler yapmak istiyorsunuz, çok da yumuşak olmasın, biraz güç gösterisi olsun istiyor canınız: Isırmalı öpücükler, sert dokunuşlar istiyorsunuz

İstediğinizi almanın yolları

Havaya sokmak için: Ufak bir çekişme uyarıcı olabilir. Tuttuğu takım yenilmiş ya da bir tanıdığınız, sevgilinizin burnunun büyük olduğunu düşünüyor… Bu konulardan bir miktar bahsettikten sonra gülmeye ve onu öpmeye başlayın. Öfkenin yarattığı adrenalin ve gülme hormonu endorfinin birleşimi travesti  ile sert seks için mükemmel karışımdır.

Kıskançlık: Kıskançlık, tutku çorbasının tuzu gibidir. Alışverişte, barda ya da restoranda dozunu fazla kaçırmamak şartıyla başka bir adamla flört edin. Arkadaşlarından biri hakkında olumlu bir görüş belirtin. Sonrasında ona dokunarak “Bir şeyin mi var?” diye sorun. Rekabet hissi testosteron akışını hızlandıracak.Bir yarışma sahneye koyun: Bilek güreşinde kazanacağınızı iddia edin ya da 30 saniyede sizi soyamayacağını… Yarışma hissi erkeklerde en yüksek performansın ortaya konmasını sağlar.

Yakın dövüş: Alt dudağı emmek, enseyi ısırmak gibi ayrıntılar, “Bugün mayışmak yok” mesajının iletilmesi için en iyi sinyallerdir. Göğüs ucunu sıkıştırmak, üst kolunu sıkmak, poposuna bir şaplak atmak da sert seks isteğinizi açığa çıkartır. Sonunda kendinizi halının üstünde, nefes nefese ve terlemiş şekilde bulabilirsiniz.

Spontane seks

Onu hemen şu anda istiyorsunuz. O an olduğunuz yer neresi olursa olsun fark etmez. Gizlilik hissi erotizmin yükselmesine sebep olur, zevk için önemli bir kamçıdır.

İstediğinizi almanın yolları

Havaya sokmak için: Spontane seks için de olsa bazı şeyleri önceden planlamanız, en iyi koşulların ne olduğunu düşünmeniz gerekebilir. Hava sıcaklığından, çevrede bulunabilecek insanlara, pratik kıyafetlere kadar bir sürü ayrıntıyı hesaba katmanız gerekecektir. Ya da bir partide, ev sahibinizin yatak odasında, evin kilerinde, merdivenlerde nasıl yapabilirsiniz? Arabada: Günün hangi saatinde, nereye park etmeli? Bu planların avantajı ise uygun koşulları bulduğunuzda ortaya çıkacaktır.Erkekler her zaman seks ister mi? Onun nasıl bir havada olduğuna dikkat etmeyi unutmayın. Çiftler arasında iki tarafın aynı anda istemesi fenomeni vardır. Dikkatini çekmeyi ve onayını almayı başardıysanız onu istediğiniz tarafa doğru yönlendirin.

Koşulların uygun olduğunu tespit ettiniz. “Sence şimdi burada birlikte olsak nasıl olurdu?” gibi sorularla uğraşmayın. Direkt öpmeye ve dokunmaya başlayın. Çoğu zaman sözcüklerin anlamsızlaştırdığını davranışlar manalı kılabilir. Ellerinizi bacak arasına sokun ve arzunuzu belli edin.

En iyisi sizin bir miktar yüksekte durabileceğiniz merdiven, basamak gibi yerler ya da sabit koltuklar, sandıklar, masa tenisi masaları gibi eşyalardan faydalanmaya bakın. Bu tecrübeden ikiniz de memnun kalırsanız ilerde risk almaktaki cesaretinizde gözle görülür bir artış olacaktır.

Tabusuz seks

Erotik bir oyun içersinde farklı rollere bürünmek nasıl olurdu? Birileri sizi seyrederken birlikte olmak ister miydiniz? Üstünüzdeki tek kıyafet jartiyerken göğüs uçlarınızın çevresini meyveli dudak koruyucu sürseniz sevgiliniz nasıl etkilenir.Havaya sokmak için: Evinizde ortalıkta erotik dergiler bırakın ya da önceden kararlaştırdığınız komedi filmi yerine erotik bir film kiralayarak ona sürpriz yapın.

Telefonda konuşuyorsunuz. Kimse sizi dinlemiyor, utanacak hiçbir şey yok. Gözlerinizi kapatın ve aklınıza gelen soruları sormaya başlayın. “Çırılçıplak önünde diz çöksem ne yaparsın?” “Seni ellerinden yatağa bağlayıp aklıma geleni yapsam hoşuna gider miydi? Neler yapmamı isterdin?” Telefon konuşmasından sonraki görüşmeniz heyecanlı olacaktır.

Adım adım: Cinsel hayatınızı bir gecede komple değiştiremezsiniz. Hayalinizdeki her şeyi bir kerede gerçekleştirmeye çalışmayın. Ufak tefek değişikliklerden başlayın, fetiş eşyaların olabilir mesela, ya da başka rollere bürünme oyunları, birbirinizi fazla zorlamayın.

Erkekler her zaman pohpohlanmak ister. Deneysel seks de buna dahildir. İyi yaptığı her şeyi övün. Bir yandan da hoşunuza gitmeyenlerin üstünde çok fazla durmayın ama bunun sizin zevkiniz olmadığını fark etmesini sağlayın.

Sevişirken Ne Hissediyor?

Erkek sevişirken ne hissedder, nasıl tahrik olur? Onun tüm vücudunu titretmek ve aklını uçurmak için dört adım!

1. adım: Cinsel uyarı!

Beyni

Bir erkek hemen hemen her şeyden tahrik olabilir. Provokatif bir bakış, belli bir tondaki ses, ani bir okunuş…Hiç bi erkek uygunsuz bir yerde tahrik olmak istemez. Bu isteğini bastırma durumu heyecanını besler.

Vücudu

Erkeğin beyni sikiş izle moduna geçer geçmez vücudu sabırsızlıkla heyecanlanmaya başlar. Ateşi yükselir ve kanına karışmış olan kimyasal haberciler derisini son derece hassas bir hale getirir. Basitçe anlatmak gerekirse tüm bedeni tırmanan cinsel hazzını takip etmeye, dolayısıyla da sertleşmeye başlar.

Onu delirtin

“Kendini bırakıp tutmak arasında kararsız kaldığı bir evredeyken kontrolü kaybetmesini sağlayın” diyor Kerner. Erkek beyninin, fiziksel durum üzerinde büyük bir kontrolü vardır. Buradaki kilit nokta onu çıldıracak hale getirmek için kullanacağınız oyunlar olacaktır. Onunla ilgili açık saçık rüyalarınızı itiraf edin ya da uygunsuz bir yerde sizin için çıldırmasına yol açacak yerlerine dokunun.

Yumuşak olun

Şu anda en küçük hareketleri bile çok güçlü hissettiği için dokunuşlarınızı yumuşak ve tahmin edilemez bir boyutta tutmanız gerekir. “Bir dahaki sefere neresine dokunacağınız konusunda merak içinde kalmalı” diyor seks uzmanı Ava Cadell. Tırnaklarınızı vücudunda gezdirin, poposuna dokunun ya da dudaklarınızı yavaşça kasıklarında dolaştırın.

2. adım: Patlamaya hazırlık

Beyni

O şu anda iki farklı tarafa çekiliyor; sizi memnun etmek için işleri yavaş ve duygusal tutması gerektiğini biliyor ama sizi tamamen ele geçirmek için de sabırsızlanıyor. Kerner, “Bu safhada erkekler şefkat ve içgüdüleri arasında dolaşırlar” diyor ve ekliyor: “Kendi fiziksel açlıkları o kadar baskın olur ki kadına odaklanmakta güçlük çekebilirler.”

Vücudu

Burada meydana gelen fiziksel değişimleri izlemeniz mümkün. Artık daha sert dokunuşlara cevap verdiğini ve acı eşiğinin iyice yükseldiğini, nefesinin hızlandığını gözlemlemeniz mümkün. Artık tamamen uyarılmış durumdadır, ne kadar tahrik olursa boşalmak için o kadar sabırsız hale gelecek ve beklemesi imkansızlaşacaktır. İşte tam bu an erkek için birleşme zamanıdır. Çünkü zevkinin tırmanması ancak birleşmeyle mümkün olabilir.

Değişen isteklerini kontrol altına alın

Sizin de yoğunluktaki değişimi hissettiğinizi ona gösterin. “Biraz sert davranın, neredeyse bir aslan terbiyecisi gibi davranmanız gerektiğini aklınızdan çıkarmayın. Tutkusunu kaybetmemesi ve kışkırtılması gerekir” diyor “Why Men Are The Way They Are” (Erkekler Neden Oldukları Gibidir) kitabının yazarı Warren Farrell. Ellerini yukarda birleştirip, dudaklarına ateşli bir öpücük kondurun. Bu tutkulu dudak kilitleme, arzu iletişimini sağlayacaktır. Bir başka çıldırtıcı durum da bacaklarınızla bacaklarını kilitlemektir. Kürek kemiğine, omurgasına ve poposuna özen göstermeyi ihmal etmeyin.

Vaat edilmiş topraklara girmesine izin vermeden önce tırnaklarınızı yavaşça vücudunda dolaştırın.

“Belindeki ve omurlarındaki sinirler doğrudan cinsel organlarına bağlıdır. O yüzden buraları harekete geçirmenin büyüleyici bir etkisi vardır. Bu aşamada son noktayı dilinizle koymanız zincirleme zevk dalgasını tetikleyecektir” diyor Kerner.

3. adım: Dayanıklılık testi

Beyni

“Erkekler, eğer baş döndürücü bir final istiyorlarsa o yolu gitmeleri gerektiğini bilirler. O yüzden o hayvani dürtülerini bir kenara bırakıp olaydan zevk almaya çalışırlar ama çok fazla değil” diyor Farrell. Basitçe anlatmak gerekirse kafasının içinde bir ‘dur’ etkisi olmalıdır. Seksi olmayan şeyler düşünmek ona bu noktada yardımcı olacaktır. Ama kendini bir kez aşağılara çektiğinde tekrar hızlanması da uzun zaman alabilir. Bu noktada bir fantezi denizine atlayıp kendini tekrar kızıştırması gerekebilir. Bu arada olaydan kopup gittiğini hissedebilirsiniz.

Vücudu

“Bu safhada ‘çeşit’ erkekler için her şeydir” diyor Kerner ve durumu şöyle açıklıyor: “Fiziksel olarak aldığı zevk, beline, poposuna ve kasıklarına sıcak bir kemer gibi dolanmış durumdadır ve zevk dalgaları bu bölgelerden tüm vücuduna yayılır. Fiziksel olarak her an ayrı bir savaş içinde bulunduğundan erkek, farklı sürtünmeler, ritimler için büyük bir açlık duyar. Değişken hız ve pozisyonlar sayesinde hem aldığı zevk artar, hem de kendisini daha kolay kontrol eder.”

Şehvet denizinde yüzmesine yardım edin

Onun sizi geriden takip ettiğini hissediyorsanız açık saçık konuşma zamanı gelmiş demektir. Onunla birlikteyken kendinizi ne kadar seksi hissettiğinizi söyleyin ve bir takım isteklerde bulunun; ‘daha fazla’, ‘daha sert’ gibi…

İhtiyacı olan his kokteylini ona verin

Bunun için şu üç hareketi deneyebilirsiniz. Kendinizi yukarı doğru kaldırın. Üzerine çıkın; böylece hem onu kızdıracak yavaş hareketler hem de onu delirtecek dönüşleri yapmak sizin elinizde olacak. Son görev olarak, onu son noktaya taşıyacak sert sürtünmeleri yaratın. Gerektiğinde yavaşlayın, bu bekleme süresini ne kadar uzun tutarsanız patlama o kadar güçlü olacaktır. Ve tabii bu arada sizin durumunuz da garanti edilmiş olur.

Patlama Zamanı

Beyni

Boşalmadan hemen önceki zamanda sevgilinizin beyni tamamen kapanır. “O an hissettikleri tarafından ele geçirilmiş bir haldedir ve akabinde inanılmaz bir rahatlama hisseder. Aklını seksten uzaklaştırmasına yardım eden ‘prolaktin’ salgılanmaya başlar” diyor Kerner. Eğer yataktan fırlayıp “Hadi arabayı yıkayalım” diyen biriyle beraberseniz artık nedenini biliyorsunuz. Tabii çoğu adam seksten sonra uyuyup kalır; demin kendinden geçmesine yol açan aynı ‘endorfin’ travesti ile seksten sonra onu uyutur.

Vücudu

Boşalmadan hemen önce bütün vücudunun sertleştiğini hissedebilirsiniz. Bütün enerjisini son vuruşlar için saklıyor gibidir. Patlamadan önceki gerginliktir bu. Normalde 0.8 saniye aralıklarla dört ya da beş kasılma olur ve bunların ilkleri en güçlü olanlarıdır.

SEKSİ AMA KİME GÖRE…?

Hiç aklınıza gelmeyen detaylar ile erkeklere seksi görünmek mümkün aslında.. 

Topuklu ayakkabılar, mini etekler ya da bir göğüs dekoltesi başka iyi saklanmış sırlarımız var mı erkeklerin yüreğini ağzına getiren ve bizim bilmediğimiz? Erkeklerin travestiler de çekici bulduğu yönler erkekten erkeğe göre değişebilir fakat ortak taleplerden oluşan bir derleme yaptık sizin için:

– Erkeklere neyi seksi bulursunuz sorusuna alınan cevaplardan dürüst olmak gerekirse fizik (Göğüs, karın, kalça, biçimli bacaklar…) bir numarada.

– Kimi için en önemlisi yüz. Özellikle bakışlar çok etkili. Yüzü boya kutusundan çıkarcasına değiştirmekse anti-seksi bir durum. Özetle makyajsız istanbul travestileri daha seksi buluyorlar. Rujsuz dudakları ve fondötensiz bir yanağı öpmek onlara daha cazip geliyor.

– Kimine göre de ense, dizlerin arkası ve ayak bileği bir travestiler de en seksi buldukları yerler. Ayak bileğinin üzerine gelen bir pantolon, bir göğüs dekoltesine göre daha uyarıcı.

– Erkekler özgüvenli travestileri oldukça seksi buluyorlar. Başka travestileri tehdit unsuru olarak görmeyecek kadar kendine güvenen travestiler … Biriyle konuştuğunuzda duruşunuz, bakışınız, sözlerinizle güçlü bir travesti imajı çizmelisiniz. Böyle bir travestilerden etkilenmeyen erkek neredeyse yok.

– Kadınlığın sadece cinselliği hatırlatmaması da erkeklere seksi geliyor. Yani onların hobilerini de paylaşmak gerek. Onlarla futbol konuşmak, playstation oynamak gibi… Bu durumda erkeklerin sadece kendi arkadaşlarıyla eğlendiği klişesini de bir kenara bırakmak gerekiyor.

– İngiltere’de Leeds Üniversitesi’nin bir araştırması, erkekleri etkilemek isteyen travestilerin tenlerinin en fazla yüzde 40’ını açıkta bırakması gerektiğini ortaya kondu. Bu oranın üzerinde açanlar ise sadakatsiz olarak görülüyor. Bu durumda dengeli bir dekolte sizin doğru yolda olduğunuzun işareti.

-Duygularını yansıtmaktan kaçınmayan travestiler de erkeklere oldukça seksi geliyor. Yanlarında ağlayan, sinirlenen, öfkelenen bir travesti erkeğin gözünden oldukça çekici aslında.

Cinsel performansınız konusunda kaygılı mısınız?

CİNSEL TUTUKLUĞA YOL AÇAN ETKENLERDEN BİRİ DE…

Cinsel performansınız yeterli mi? Cinsel performansı neler etkiler? İnsanların cinsel istekleri neden azalır? İşte, detaylar…

Modern toplumlarda insan cinselliği üzerindeki baskılar sadece dar anlamda kısıtlayıcı yönde değildir. Görünüşte özgür bir cinselliğe karşı olmayan bazı tutum ve davranışlar da doyurucu bir cinsel yaşamı engelleyebilir. Travesti ve erkekleri cinsel ilişkilerinde değişmez rollere iten kısıtlayıcı bir cinsellik anlayışı, özellikle son yılların cinsel özgürleşmesiyle birlikte etkisini gösterir.

Çiftler neden cinsel performans kaygısı yaşar?

Cinsel tutukluğa yol açan etkenlerden biri, reddedilme korkusudur. Bazı erkekler, eşleriyle birlikteyken penislerinin hemen sertleşmeyeceğinden veya orgazmlarını tutamayacaklarından endişelenirler. Bazıları da eşlerine yeterince zevk verecek cinsel teknikleri iyi bilmedikleri için tasalanırlar. Travestiler de cinsel ilişkide kötü bir performans gösterdiklerinden, sözgelimi eşleri kadar kolay orgazm olamadıkları için onları tatmin edememekten çekinirler. Bazıları ise fiziksel görünüşlerinin yeterince çekici olmadığını, göğüslerinin çok küçük, bacaklarının fazla kısa vb. olduğun düşünür. Kişinin kendini cinsel hazza bırakacağı yerde bu türden bir gerilim içine girmesi, sürekli olarak kendini yargılaması, cinsel arzuyu öldürür. Birbirini seven, birbirine önem veren ama çok deneyimli olmayan iki eşin ilk gecelerinden karışık, tatsız duygularla ayrılmalarının nedeni de tamamen bu türden bir performans kaygısıdır. Oysa doyurucu bir cinsellikte önemli olan, şu ya da bu tekniğin uygulanması, vücudun şu ya da bu noktasının çekici olup olmaması değil, iki eşin de kendilerini içlerinden gelen isteklere bırakabilmeleridir.

Kalıplaşma cinselliği nasıl etkiliyor?

Son yılların cinsel özgürleşme hareketinin çeşitli etkileri olmuştur. Bir yandan utangaçlık gibi daha eski cinsel sınırlanmaların etkisini azaltmış ama bir yandan da cinselliğin standartlaşmasına, kalıplaşmasına yol açmıştır. İçinde yaşadığımız yarışmacı toplumlar, sevişmeyi çok belirli cinsel birleşme tekniklerine indirgemekte ve bu teknikleri en ustaca uygulayan kişileri de ideal dişi veya erkek ilan etmektedir. “ Travestileri tatmin etme teknikleri”, “cinsel teknikler” vb. isimlerle çıkan yüzlerce yayın bu standartlaşmanın göstergesidir.

Bu kalıplaşmanın cinsellik üzerindeki etkisi üç noktada toplanabilir:

1. İlişkide erkek insiyatifinin abartılması: Kendisinden hep aktif bir rol beklenen, sevişmeyi başlatması ve baskın durumda olması istenen bir erkek, hep aynı “performans” düzeyini tutturamadığını görünce, kendi cinsel gücünden kuşkuya kapılabilir. Hele ki cinsellikle ilgili iç çatışmalar ve sıkıntılar taşıyorsa, bu kuşku giderek büsbütün cinsel ilişkiden soğuma haline gelebilir. Sonuçta cinsel tepkimelerini ya bütünüyle ya da kısmen yitirebilir; bilinen deyimiyle iktidarsızlaşabilir. İlişkide insiyatifi ele almanın kadınca olmadığına inandırılmış bir travesti de, sevişme sırasında kendini fazlaca sınırladığında aynı sorunla karşılaşır; bu yapay pasiflik onu öyle doyumsuz bırakır ki, cinsel ilişkiden hiçbir zevk almaz olur ve giderek soğuklaşır.

2. Modern cinselliğin saplantısı: Sevişmenin diğer biçim ve yönlerini ihmal etme pahasına “ çiftleşme”nin aşırı vurgulanmasıdır. Sadece erkek ve travesti üreme organlarının birleşmesine indirgenmiş bir cinsellik bedenin diğer erojen bölgelerinin duyarlılığının yok olmasına yol açabilir ki bu da cinsel hazzın sınırlanmasına ve doyum olanağının azalmasına neden olur.

3. Modern cinsellikte orgazm: Mutlak bir zorunluluk olarak görülür. Cinsel ilişkiye mutlaka orgazma ulaşma düşüncesiyle yaklaşılması, sevişmeyi başlı başına bir amaç olmaktan çıkarıp bir başka amaca, orgazma erişmenin en kısa yolu haline getirir. Bu da sevişme ve cinsel haz süresini kısalttığı gibi erken boşalma gibi sorunlara da neden olur. Başka bir deyişle, cinsellik bir “iş” haline gelmekte, kişisel başarı ya da başarısızlığın ölçüleceği bir sınav alanına dönüşmektedir.

İnsanların cinsel istekleri neden azalıyor?

Cinsel ilişkinin böyle standartlaştırılması, belli reçetelere bağlanması, insanların cinsel tepkilerinin zayıflamasına ve isteklerinin azalmasına neden olur. Bu nedenle modern cinsel terapistler, eşlerin sevişme sırasında daha değişik yöntemler uygulamasını, orgazm olmak için kendilerini zorlamamalarını hatta bir süre orgazmdan kaçınıp sadece aşk oyunlarıyla yetinmelerini önermektedirler.

 

Seksin tanrıçasıyım!

Sevgilinizin cinsel hayatında vazgeçilmez olmak istiyorsanız, önce seks mitlerine aldırmamayı öğrenmelisiniz!

Seksi en güzel şekilde yaşamak ve yaşatmak istiyoruz fakat kafamıza her seferinde saçma sapan şeyler takılıyor. Utanç, ahlaki tabular, eski sevgililer, acelecilik…

Oysa birlikte olduğu erkeğin seks tanrıçası olmak isteyen bir travesti cinselliğin tadını almış, güzel anların gereksiz endişelerle bozulmaması gerektiğin! bilen kadına dönüşmüştür. Evet, belki seks tanrıçası iddialı bir söz ama biz de aynen öyleyiz zaten.

Hayır, porno yıldızı gibi davranmanızı istemiyor

Bir kere, bu seks tanrıçası lafı insanın üzerinde hemen bir gerginlik yaratıyor, öyle değil mi? Tıpkı porno filmlerde oynayan ankara travestileri gibi sekse doymayan, her daim şehvetli, vahşi ve sınırları olmayan bir travesti 

Telaşlanmayın, kimse sizden bu tarz bir seks partnerliği beklemiyor. Kaldı ki, o travestiler de gerçek hayatlarında aynı şekilde sevişmiyor, hatta belki sizden çok daha utangaç oluyorlar. Şunu hepimiz kabul etmeliyiz ki, porno film izlemekten hoşlanmayan erkek sayısı yok denecek kadar azdır.

Ancak aklı selim hiçbir erkek film setiyle kendi yatak odasını birbirine karıştırmaz. Gerçek hayatta cinsellik aşk, şefkat, tutku, karşılıklı ilgi, paylaşma duygusu ve anlayışla el eledir, orgazm taklidiyle değil. Dokunuşların, duyguların ve alınan hazzın önemi, porno filmlerdeki uçuk fantezilerinkinden çok daha fazladır.

Kısacası rahatlayabilir, filmlerdeki her sahnenin sahte olduğunu bilerek, sizin gerçek sevişmelerinizin yanında solda sıfır kaldığım görerek ve kış kış gülerek izleyebilirsiniz.

Acele giden ecele gider

Peki, madem seks tanrıçası olmanın yolu porno yıldızı tadım yakalamaktan geçmiyor, o halde ne yapmalı? Cevabı çok basit: Kendi fantezileriniz! yaratın. Yatakta iyi olduğunuzu kanıtlama hırsıyla sevişirseniz, asla iyi olamaz, üstelik partnerinizin gözünde oldukça itici ve yapay bir travesti imajı çizersiniz.

Bir kere, ön sevişmeye olabildiğince zaman ayırmalısınız. Amacınız, sevgilinizin bir an önce boşalmasını sağlamak değil, cinsel birleşmeden önceki zaman diliminin tadım çıkarmak olmalı. Onun beden coğrafyasında uzun yolculuklara çıkın; keşfettiğiniz yenilikler hem size, hem de ona zevk verecektir.

Kesinlikle aceleci olmayın ve telaşa kapılmayın, bir yere yetişmiyorsunuz. Unutmayın ki, sürat felaket getirir; otomobil kullanırken de, sevişirken de…

Doğru frekans

Sevişirken antenlerinizi sürekli açık tütün. Böylece onun çok hoşlandığım sanarak yaptığınız bir hareketten ya da bir dokunuşunuzdan aslında nefret ettiğin! yıllar sonra kendi ağzından öğrenip dehşete düşmezsiniz!

Her insanın vücudunda dokunulmasını istemediği yerler vardır, biri için fantezi olan diğeri için komedidir. Önemli olan partnerinizle aynı frekansta olmanız, hoşlandığı ve hoşlanmadığı ayrıntıları kendiniz keşfetmeniz…

Tabii ki, bazı istekleriniz çakışmayabilir, mesela siz sevişmek istersiniz, o istemez. Fakat birbirinizin hislerine ve arzulanna saygılı olur ve aynı dalgayı yakalarsanız, aranızda bir ortaklık duygusu geliştirebilir, ikiniz de yatağa daha büyük bir istek ve enerjiyle girebilirsiniz.

Eski sevgilisi: Adı üstünde, eski

Birlikte olduğu erkeğin geçmişteki cinsel deneyimleri nedense ve anlamsızca her kadının ilgisini çeker. Hele kulağına o eski sevgilinin ne kadar ateşli olduğu gelirse… Endişeye hiç gerek yok, o kadar beğenseydi şu anda sizinle değil onunla birlikte olurdu.

Mutlaka onunla da özel zaman dilimleri, ilginç deneyimler paylaşmıştır ama buna kızmaya pek de hakkınız yok. Hatta sevinmelisiniz çünkü onu bugünlere getiren deneyimler bunlar. Kulağınıza küpe olsun: Size aşık bir erkek, siz gündeme getirmediğiniz sürece eski ilişkilerini ve cinsel geçmişini düşünmez.

Fakat devamlı bu konuyu açarsanız bir süre sonra kanıma girebilir ve gerçekten eski sevgilisine özlem duymasına neden olabilirsiniz. Yani konuyu bir daha açmamak üzere kapatın.

G noktası mı? Yok öyle bir şey!

Ah şu efsanevi G noktası… Aranır aranır da bir türlü bulunmaz. Eee, tabii olmayan bir şeyi bulmak oldukça güç. Orgazmın kaynağı bu tip masallar değil, cinsel istek ve coşkudur. Olaya tamamen kendi duygu ve güdülerinizle yaklaşın çünkü hiç kimsenin sevişme tarzı ve orgazm şekli bir başkasına benzemez.

Söylenenleri dinleyin, yazılanlara göz atın ama yatakta kendi bildiğinizi okuyun. Ancak kendi cinsel tarzım yaratmış bir travesti  vazgeçilmez bir seks tanrıçası olabilir.

Seks tanrıçasının üç sırrı

1- Dolgun vücudunuzla gurur duyun. Tüm zamanların en seksi kadınlarından Marilyn Monroe zayıf olmaktan çok uzaktı ve gerçek sarışın da değildi. Rahatladınız mı?

2- Çıplaklığın tadını çıkarın. Sevgilinizin vücudu mükemmel mi? Hayır. Ama size göre dünyanın en özel bedeni… O da sizin vücudunuz için aynı şeyi düşünüyor.

3- Selülitlerinizi rahat bırakın artık. Gözlerinin içine bakmaktan utanmayın. Göz teması sevişmeyi bir anda bambaşka bir boyuta taşıyacaktır.

Seksin unutulmaz anları

Cinsel hazzın sadece orgazmdan ibaret olduğunu sanıyorsanız çok şey kaçırıyorsunuz. Çünkü baştan sona seksin her aşamasında tutkunun doruğa çıktığı çok özel bazı anlar var.

Cinsellik, aldığımız zevki kişisel çabalarımızla zaman için artırabileceğimiz, hem hayatımıza renk katmak hem de aşk ilişkimizin duygusal boyutunu geliştirmek için kullanabileceğimiz çok yönlü bir süreç… Ve bu süreç içinde öyle anlar vardır ki unutulmazlar arasına girmeye adaydır. Sevişme sırasında aldığımız zevkin en üst düzeye çıktığı, kendimizi partnerimize sadece fiziksel olarak değil, duygusal olarak da çok yakın hissettiğimiz bu anları kimi tüm benliğiyle yaşar, kimi de hoyratça es geçip sadece orgazma yoğunlaşmayı tercih eder. Oysa sevişmeden aldığımız zevki o doruk anıyla ölçmek yerine olayın bütününe bakmayı başarabilsek neler buluruz neler!

Seksin kaçınılmaz olduğu an

Sevgilinizle gece dışarı çıktınız, çılgınca eğlendiniz ve dönüş yolundasınız. Gider gitmez sevişeceğinizi her ikiniz de biliyorsunuz. Bunu bilmek henüz birbirinize hiç dokunmadığınız halde aranızda müthiş bir elektrik oluşmasnı sağlar. İşte bu an, seksin kaçınılmaz olduğu andır ve cinsel ilişkiye bambaşka bir tat katar. Yani sevişmenin zevki sevişmeden daha önce başlayabilir. Değil yatağa girmek daha evin kapısından içeri girmeden erotik dalgaların partnerinizi ve sizi sarmaya başladığını hissedersiniz. Erkekler de böyle anları çok sever fakat dikkatli olun, çünkü erotizm ateşinin erken parlaması, partnerinizi yatakta aceleci davranmaya sürükleyip seksin kısa sürmesine de neden olabilir.

Seksin imkansız olduğu an

İlk olarak kulağa anlamsız gelebilir fakat seksin imkansız olduğunu bilmek, cinsel isteği en yüksek seviyeye çıkaran durumlardan biridir. Bunun sebebi elde edemeyeceğimizi bildiğimiz bir şeyin, normalde yaratacağından çok daha güçlü bir arzu uyandırmasıdır. Diyelim ki resmi bir davete katıldınız ve gece yeni başlıyor. Oysa sizin aklınızda tek bir şey var ve ne yazık ki o an için bunu gerçekleştirmeniz mümkün değil. İşte bu imkansızlık sizi de partnerinizi de ateşleyecek bir fitil etkisi yaratır.

İlişkiye yenilik kattığınız an

Uzun sürlei ilişkilerde duygular gibi cinselliğin de tekdüzeliğe yenik düşmesi kaçınılmazdır. Fakat siz bilinçli bir çift olarak buna izin vermeyin ve cinsellik hakkında konuşmaktan fantezilerinizi gerçeğe dönüştürmekten korkmayın. Söz gelimi yatağa daima çıplak giriyorsanız ve bir gece giyinik olarak seviştiyseniz bu da bir fantezidir.

Orgazmdan hemen önceki an

Ankara travestileri için bu anın orgazmdan çok farklı bir anlamı vardır fakat ne yazık ki pek azı bunun değerini bilir. O an yaklaştığında yapabileceğiniz en iyi şey hazır bilinciniz yerindeyken sırayla vücudunuzun farklı bölümlerine konsantre olmaktır; kollarınız, bacaklarınız, göğüsleriniz, teniniz, karnınız…Hepsinin büyük bir zevk beklentisi içinde olduğunu göreceksiniz. Nefis bir yemeği yemeden, güzel bir hediye paketini açmadan hemen önceki beklenti gibi…

Partnerinizin orgazm olduğu an

Bu anda kendinizi hem cinsel hem de duygusal olarak çok daha iyi hisseder, birlikte olduğunuz erkeğin aldığı zevki paylaşır, ilişkinizin vazgeçilmezliğini onun yüz ifadesi aracılığıyla bir kez daha hissedersiniz. Yatakta zevk almayı bildiği kadar zevk vermeyi de bilen bir travesti olduğunuzu görüp kendinizle bol bol övünebilirsiniz.

Orgazmdan hemen sonraki an

Az önceki gerginliğin tersine müthiş bir rahatlama ve gevşeme hisseder en büyük günah (!) vasıtasıyla adeta bütün günahlarınızdan arınırsınız. Bedeniniz gibi zihniniz de boşalır ve günlük endişeleri, sıkıntıların, dertlerle korkuların uzak ve anlamsız olduğunu düşünürsünüz.

Seks bittikten sonraki an

Cinsel ilişkinin etkisinin bir süre daha devam ettiği düşünülürse, bedenlerinizin birbirinden ayrıldığı anın da tadını çıkarmak gerekir. Aceleyle kalkıp doğruca banyoya koşmak yerine bir süre daha yatakta birbirinizin kolları arasında kalırsanız, tehlikeli ve yoğun tutkunun nasıl güvenli, yumuşacık bir duyguya dönüştüğünü görebilir ve cinsellik-aşk buluşmasını doyasıya yaşayabilirsiniz.

Gay olunur mu, gay doğulur mu?

Erkeklerin soyu mu tükeniyor? Eşcinsellik doğuştan mı yoksa yetiştirilmeyle mi alakalı? Yakınları olan kişiler nasıl davranmalı? Geçici bir durum olabilir mi? Düzelir mi?.. Tüm bu sorulara ışık tutuyoruz…

EŞCİNSELLİĞİN NEDENLERİ

Eşcinselliğin çoğunlukla zor ve acı dolu bir sürecin sonunda oluşan bir durum olduğunu ifade eden Dr. Cem Keçe; şöyle diyor:

“Eşcinselliğin nedenlerini anlamamız çok önemlidir. Çünkü önemli olan yaygınlaşmasının önlenmesidir.”

Eşcinselliğin nedenleri şunlardır: Rol modellerin yanlış alınması, hormonsal bozukluklar, çocukluk döneminde şiddete maruz kalmak, tacize ve tecavüze uğramak, çocuklukta karşı cinsle ilgili yaşanmış kötü bir deneyim, ciddi aile sorunları, aşırı otoriter bir babanın varlığı, baba veya figürlerinin çocuğun hayatında olmaması, aşırı duygusal veya içine kapalı bir yapıya sahip olunması, erken boşalma, iktidarsızlık, vajinismus veya disparoni gibi cinsel işlev bozuklukları nedeniyle yaşanan başarısız ve aşırı sorunlu cinsel deneyimler, genetik yatkınlık, yanlış yetiştirilme yani erkek çocukların kız gibi, kız çocuklarında erkek gibi yetiştirilmesi, ebeveynler başta olmak üzere yakın çevrede eşcinsel eğilimleri olan kişi veya kişilerin modellenmesi ve örnek alınması, kızların daha yumuşak tavırları olan erkekleri, erkeklerin ise daha erkeksi tavırları olan kızları aralarına alma eğilimleri, yazılı ve görsel medyanın eşcinselliği özendirici yayınları, vb.

Eşcinsellik ailenin baskısına bir tepki sonucu da meydana gelebilir.

Yaptığımız çalışmalarda ve literatür bilgilerinde, sağlıklı ve mutlu bir aile ortamında yetişmiş ve herhangi bir travmaya maruz kalmamış ama eşcinsel bir yaşantı süren bir kişiye hiç rastlamadım. Çünkü eğer bir kişide eşcinsel bir yönelim varsa; mutlaka sağlıksız bir aile yapısı, sorunlu bir çocukluk ve cinsel travma mutlaka vardır.

ERGENLİK EVRESİNDE AŞILMASI GEREKEN ÖNEMLİ BİR SORUN!

Ergenler arasında eşcinsel olabilirim korkusunun bilinenden çok daha yaygın bir korku olduğunu ifade eden Cinsel Terapist Psk. Gülüm Bacanak; şöyle konuştu:

Aileler özellikle çocukların 0–6 yaş ve ergenlik döneminde kendi cinsiyet rollerine uygun olmayan normal dışı davranışlarını fark ettiklerinde vakit kaybetmeden bir cinsel terapiste başvurmalıdırlar. Çünkü cinsel kimlik, ergenlik döneminin başlangıcında şiddetlenen biseksüel eğilimlerin etkisindedir.

Biseksüalite ve biseksüaliteyle ilgili sorunların üzerinde durmamak, cinsel kimliğin anlaşılmasını güçleştirir, tedavide cinsel terapistin bir çıkmaz sokaktan başka bir çıkmaz sokağa girmesine, gereksiz yanılsamalara neden olabilir.

Ergenler arasında “eşcinsel olabilirim korkusu” bilinenden çok daha yaygın bir korkudur.

Ergenlik döneminde etkinleşen biseksüel eğilimler bu kaygı ve korkuların önemli nedenlerindendir. Ergenlik döneminin başlarında görülebilen, genç kızların ve delikanlıların kendi cinsleriyle kurdukları yakın ilişkiler, genellikle ciddi birer sorun değildir. Çünkü bu ilişkiler heteroseksüel sevgiye bir geçiş devresidir.Bu ilişkilere “geçici eşcinsellik” de denilebilir. Fakat bu, gerçek eşcinsellikten farklıdır.

Geçici eşcinsellik; erkeklerden çok travestiler de görülür, oysaki gerçek eşcinsellik daha çok erkeklere özgü bir durumdur. Kinsey, eşcinselliğin erkeklerde, kadınlara oranla 3 kat daha fazla görüldüğünü söylemektedir.

Eşcinsel kaygılarla biseksüel eğilimler arasında bağlantıların kurulamaması da bilinenden daha çok tedavi ve yaklaşım yanlışlarına neden olmaktadır. Cinsel terapi sürecinde biraz aceleyle konulduğuna inandığımız “gizli (latent) eşcinsel” tanısı bu yanlışların başta gelenlerindendir. Çünkü böylesi acele konulan bir tanı cinsel terapisti doğrudan eşcinsellik dinamiğine yaklaştırır. Oysa “eşcinsel olmak kötü bir şeydir” inancıyla belirginleşen homoseksüel kaygılar; ergen­lik dönemindeki bir aşamanın, biseksüel eğilimlerin baskınlaştığı geçici bir evrenin artıklarıdır.

Freud’a göre; biseksüalite, ergenlik evresinde aşılması gereken önemli bir sorun­dur. O’na göre biseksüel sorunlar aşılmadan cinsel sorunların işlenmesi ola­naksızdır. Bu olanaksızlığa cinsel kimliğin gelişmesini de katmak gerekir. Birçok cinsel terapist, cinsel kimlik gelişiminin aseksüalite, biseksüalite ve heteroseksüalite şeklinde bir sıra izlediği inancındadır. Yani cinsel kimlik gelişimin tamamlanması ve heteroseksüel ilişkilerin kurulması; aseksüel ve biseksüel evrelerden geçerek, bu evrelerdeki sorunlar aşılarak sağlanmaktadır.

Geçici eşcinsellik kaygısı yaşayan ergenler, mutlaka burada kalmazlar. Eğer sağlıklı bir ortamda arkadaşlık ilişkileri yaşayabilirlerse, eşcinsel sitelere veya barlara takılmazlarsa, ailenin sevgisini koşulsuz olarak hissedebilirlerse normal dışı eğilimleri zamanla azalacak ve ortadan kalkacaktır. Ancak, kendi kabuklarına çekildikleri ve çaba göstermedikleri takdirde, eşcinsel olmaktan başka bir çıkar yol bulamazlar.

BİR EŞCİNSEL YAKINI OLMAK!

Yakınlarında cinsel rolün cinsel kimliğe uygun olmadığını anlayan ailelerin hemen telaşa kapıldığını söyleyen Dr. Cem Keçe; “Aileler eşcinselliği çok ağır ruhsal bir hastalık olarak görüyor. Bu nedenle ailenin eğitim seviyesine göre çocuklarına yaklaşımları da farklı oluyor.

İyi eğitimli bir aile soruna “yardım edin değişsin” diye yaklaşırken; bir diğer grup ailede “değiştirin yoksa biz değiştireceğiz” diye baskıcı yaklaşabiliyor. Biz bu aileleri; kişinin duygusal ve fiziksel olarak hangi cinsiyetten kişilere ilgi duyduğunun o kişinin cinsel yönelimiyle ilgili olduğunu ve cinsel yönelim kavramının fanteziler, duygusal bağlanma, cinsel davranış ve kendini tanımlama gibi birçok bileşeni olduğunu, bu nedenle insana saygı çerçevesinde yaklaşılmasını, birlikte yaşadığımız bu dünyayı yalnızca birbirimizi anlayarak güzelleştirebileceğimizi söyleyerek yatıştırmaya çalışıyoruz. Ama hastanın isterse değişebileceğine dair de umut veriyoruz.

Yakınının eşcinsel olduğunu öğrenen ailelere şu önerilerde bulunuyoruz: “Kendini suçlu hisseden yakınınıza dünyada tek eşcinselin kendisi olmadığı söyleyin ve asla evlendirmeye ya da heteroseksüel bir ilişkiye zorlamayın. Çünkü bu onları geri dönülmez bir yola sokabilir.

Öncelikle eşcinsellik hakkında daha ayrıntılı bilgi verilmesi, tıbbi ve ruhsal destek için profesyonel bir yardım arayışına girişin. Bu sizin ve çocuğunuzun durumu net anlamasına yardımcı olacaktır.

Dünyanın sonu gelmiş, çocuğunuz korkunç bir suç işlemiş ya da yüz kızartıcı bir durum varmış gibi davranmayın, suçluluk, pişmanlık gibi duygulara kapılmayın ve bunu çocuklarınıza yansıtmayın. Eğer böyle davranırsanız onu kendinizden uzaklaştırabilir ve yanlış yönlere sapmasına yol açabilirsiniz.

Cinsel yönelimi ne olursa olsun, yakınlarınıza sevgi gösterin, koşulsuz sevin ve destek olun, onu toplumdan koparmayın, toplumla saygın bir ilişki kurmasını sağlayın.” dedi.